Bültene Abone Olun
Abone ol
#238Şubat 2021

Belirsizlik içindeki uranyum

içindekilere geri dön

OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) Nükleer Enerji Ajansı ve UAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) tarafından yayınlanan Kırmızı Kitabın en son baskısı, uranyum üretimindeki krize tanıklık ediyor. Buna göre maden ocakları muhafaza altına alındı, üretim azaldı ve araştırmalar geri alındı. Pandemi durumu daha da kötüleştiriyor. Ancak, gelecekteki uranyum talebinin tahminleri iki kat değiştiğinden ve madenlerden gelen uranyum nükleer yakıt için tek hammadde olmadığından, uranyum endüstrisinin risklerini değerlendirmek kolay değil.

Kırmızı Kitap yılda iki kez yayınlanıyor. Resmi olmayan adı, kapağının renginden geliyor. Kırmızı Kitap, raporlama döneminde uranyum arama, kaynaklar, rezervler, madencilik ve talep hakkındaki bilgileri biriktirme ve yapılandırma amacını taşıyor. Aralık 2020 yılında yayınlanan rapor, 2018-2019 yılları arasında uranyum pazarında gerçekleşen süreçleri analiz ediyor ve önceki iki yıllık dönemle karşılaştırıyor. Yayın aynı zamanda 2020 yılında koronavirüs salgınının arkasından meydana gelen olağanüstü süreçleri de açıklıyor. 2020 yılındaki Kırmızı Kitap, 45 ülkeyi kapsayan anketler içeriyor, ancak bunların yalnızca 31’i resmi hükümet verilerine dayanıyor. Diğer 14 anket NEA (Nükleer Enerji Ajansı) ve UAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) Sekreterliği tarafından hazırlandı.

Kaynaklar

2019 yılında, en yüksek maliyet kategorisinde (

Bir kilogram uranyum için 260 ABD Dolarına kadar olan maliyet kategorisi, düşük maliyetli kategorileri içeriyor. Örneğin, 3O8) maliyet kategorisindeki kaynakların 2 milyon tondan daha az olduğu tahmin edilirken, 3O8) maliyetindeki kaynaklar 1 milyon tondan biraz fazla.

Nükleer yakıta dönüştürülmek üzere yeniden işlenecek olan uranyumun halihazırda ne kadar olduğuna dair pratik soruyu cevaplamak için, Geri Kazanılabilir Görünür Kaynaklar (RAR) tablosu kullanılmalı ve en düşük maliyet kategorilerine (

En düşük maliyetli kaynaklar (

RAR tablosu, Kazakistan’ın 40 ABD Doları / kgU’ya kadar maliyet kategorisinde lider olduğunu gösteriyor. Bu kategorideki kaynaklarının 305,8 bin ton olduğu tahmin ediliyor. Kazakistan’ı Kanada (296,2 bin ton) ve Brezilya (184,3 bin ton) takip ediyor. Diğer ülkeler bu kategoride 50.000 tondan fazla uranyum kaynağına sahip değiller.

Avustralya, toplam kaynaklar açısından küresel bir lider olmaya devam ediyor, ancak Ranger Uranyum Madeni’ndeki kaynakların yeniden değerlendirilmesi ve stoklanmış cevherin tükenmesinin ardından RAR’ı 1,4 milyon tondan 1,28 milyon tona kadar düştü. Kanada’da ise, RAR 592.9 bin tondan 652.2 bin tona yükseldi. Raporda, “Düşük maliyetli kategorilerde tanımlanan kaynaklardaki genel düşüş, madenciliğin tükenmesinden kaynaklanmaktadır. Daha yüksek maliyet kategorilerindeki RAR artışı, araştırma faaliyetlerinin bir sonucu olarak tanımlanan yeni kaynaklardan doğmaktadır. (örn. Arrow, Phoenix / Griffon, Triple R ve Fox Lake yatakları)” deniliyor. Kazakistan’da RAR, özellikle Budennovskoye (6 ve 7 no’lu bölgeler), Inkai (1 ve 4 no’lu bölgeler), Muyunkum ve Kuzey Kharasan (Kharasan 1) yataklarındaki arama sonuçlarına göre 434,8’den 464,7 bin tona yükseldi.

Raporun yazarlarına göre, Nijer’de RAR 336.4 tondan 315.5 bin tona kadar düştü, ancak kaynaklar 80 ABD Doları / kgU’ya varan maliyet kategorisinde sıfırdan 9,9 bin tona, 130 ABD Doları / kgU’ya kadar kategorisinde 237,4 bin tondan 238,7 bin tona yükseldi. Namibya’da RAR, madenciliğin tükenmesi, yeniden sınıflandırılması ve “işletilemez” Rössing maden kaynaklarının kaldırılması nedeniyle tüm kategorilerde 368,5 bin tondan 320,7 bin tona düşmüş oldu. Rusya’da RAR, çoğunlukla mevcut madenlerdeki kaynakların tükenmesi nedeniyle marjinal olarak 260 bin tondan 256.6 bin tona düştü.

Rapor genel olarak uranyum kaynakları ile ilgili durumu şu şekilde tanımlıyor: “Bu raporlama döneminde en önemli değişiklikler, düşük maliyetli (Diğer bir deyişle, son iki yılda küresel kaynaklarda büyük bir değişiklik meydana gelmedi.

Düşük maliyetli kaynakların çoğu (

Araştırma

Kırmızı Kitap, uranyum arama harcamalarında önemli bir düşüş olduğunu gösteriyor. 2014 yılında arama ve maden geliştirme maliyetleri 2 milyar ABD dolarını aştı, ancak 2015 yılında yarıdan fazla düşüşle 876,5 milyon ABD dolarına kadar düştü. Kesintiler devam etti, 2018 yılında arama ve geliştirme yatırımları yaklaşık 500 milyon dolardı. Yurt dışı yatırımlar 2016 yılında 420 milyon ABD doları iken, 2019 yılında 54 milyon ABD dolarına kadar düştü. (ön veriler)

Yine de belirtilmelidir ki, geliştirme faaliyetleri araştırma ve geliştirme maliyetlerinin çoğunu oluşturuyor. Raporda, “Çin, Husab Madeni’nin üretime girmesiyle birlikte, 2015 ve 2016 yıllarındaki toplam harcamanın gelişme payını, toplam harcamaların sırasıyla %98 ve %97’si olarak bildirdi” deniliyor. Çin CGNPC, (China General Nuclear Power Group) 2016 yılında Husab Madeni’nin araştırılması ve geliştirilmesi için 378 milyon ABD doları harcarken, aynı yıl madenin faaliyete geçmesiyle birlikte harcamaları önemli ölçüde azaldı. Bu harcamalar 2017 yılında 108 milyon ABD Doları, 2018 yılında 41 milyon ABD Doları ve ön verilere göre 2019 yılında 24 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ayrıca, araştırma ve geliştirmedeki yerli olmayan yatırımların ‘ülke içi’ harcamaları içerdiği de belirtilmelidir. Bu daha çok Rusya ve Çin ile ilgili verilere atıfta bulunuyor.

Kanada, özellikle Athabasca Havzası, araştırma açısından lider olmaya devam ediyor. Bu durum raporda, “Yalnızca Kanada’daki harcamalar, kalan ilk beş ülkenin toplam harcamasını aştı” şeklinde ifade ediliyor.

Avustralya ve Kanada gibi bazı büyük üreticiler gerekli bilgileri sağlamadığı için, 2019 yılındaki araştırma ve maden geliştirme harcamalarına ilişkin veriler eksik, Mevcut en son veriler, 2012 yılından 2018 yılına kadar olan dönemde %75’lik bir düşüş olduğunu gösteriyor. Raporun yazarları durumu, “2016 yılından 2018 yılında kadar, birçok ülkede harcamalar azaldı. Buna da esas olarak birçok araştırma ve maden geliştirme projesini yavaşlatan sürekli düşük uranyum fiyatları neden oldu” diye açıkladı.

Üretim

Kazakistan son 10 yıldır uranyum üretiminde lider konumda. Raporda bu durum, “Kazakistan’ın tek başına 2018 yılındaki üretimi, aynı yıl içinde sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü en büyük uranyum üreticileri olan Kanada, Avustralya ve Namibya’dan elde edilen toplam üretimden daha fazlası oldu” şeklinde açıklandı.

Genel olarak, uranyum üretimi küresel olarak azalıyor. Rapora göre 2016 yılında dünyada yaklaşık 63.000 ton uranyum üretildi. NEA (Nükleer Enerji Ajansı) ve UAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), 2019 yılındaki üretimin 54.200 tonu aşacağını tahmin etti. Namibya, 2016-2018 yıllarında uranyum üretimini artıran sekiz büyük üretici ülkeden sadece biriydi. Bu, Husab Madeni’nin çalıştırılması ve Rössing Madeni’ndeki cevher seviyesinin iyileştirme çalışmalarından kaynaklanıyordu. Kanada’da uranyum üretimi, düşük uranyum piyasa fiyatları nedeniyle Tavşan Gölü, McArthur Nehri ve Key Lake’deki üretimin askıya alınmasının ardından 14 bin tondan 7 bin tona düşerek yarı yarıya azaldı. ABD’deki üretim kesintileri, 2016 yılında 979 ton uranyumdan 2018 yılında 277 tona düştü. Nedeni ise aynıydı; uzun süreli düşük pazar fiyatları. Kazakistan’ın Kazatomprom’u uranyum üretimini de keseceğini açıkladı. Ancak, kesintiler, sözde toprak altı kullanım yükümlülüklerinin yüzdesi olarak ifade edildi. Sonuç olarak, uranyum üretimi 2017 yılında azaldı, ancak daha sonra bu yükümlülükler büyüdükçe büyümeye devam etti.

T

Rapor ayrıca, Kazakistan ve Rössing Madeni’ndeki  üretimin pandemi nedeni ile düşüşü, Cigar Gölü’ndeki operasyonların 6 ay süreyle askıya alınmasını ve Avustralya’daki Ranger Madeni’ne işçi nakliyesi ile ilgili yaşanan sorunları da açıklıyor. Raporda bu durum, Halihazırda, madencilik ve değirmencilikteki bu geçici COVID-19 kısıtlamalarının 2020 yılında ve sonrasında uranyum üretimini nasıl etkileyeceği açık değil. Dürüst olmak gerekirse, 2020 yılında üretim hedeflerine ulaşılamayabilinir ve pandeminin neden olduğu aksama, 2021 yılında dalgalanarak yeni çıkarılan uranyumun küresel arzını daraltabilir şeklinde belirtiliyor.

Mevcut madenlerdeki üretimin artışı ve yeni madenlerin geliştirilmesi doğrudan pazara, özellikle fiyatlara, muhafaza altına alınmış madenlerde üretimin hızlı bir şekilde yeniden başlatılması olasılığına ve ayrıca, pazarın eski madenlerin hizmetten çıkarılmasını arz güvenilirliğine bir tehdit olarak algılayıp algılamadığına bağlı olacaktır. Raporda, Bu alanlar onayların, lisanslamanın ve fizibilite değerlendirmelerinin birkaç aşamasını kapsadığından, bazılarının üretime geçmesinin birkaç yıl süreceği, bazılarının ise asla geçemeyeceği makul bir beklenti olabilir. Yeni maden yataklarının üretime alınması için geçen süre ne olursa olsun, bu yeni maden geliştirmeleri, yıllık 7,900 tU birikmiş üretim kapasitesine sahip Avustralyadaki (Ranger), Namibyadaki (Rössing) ve Nijerdeki (Cominak) gibi uzun zamandır devam eden önemli üretim merkezlerinin 2021 yılının başları ile 2025 yılının sonu arasında kapatılmasına zemin hazırlıyorifadeleri kullanıldı.

Talep

Önde gelen küresel kuruluşlar bile nükleer enerji endüstrisinin hangi eğilimi izleyeceği konusunda net bir cevap veremiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na göre, dünyada 1 Ocak 2019 itibarıyla toplam 396 GWe kapasiteli 450 nükleer santral faaliyet gösteriyor. Bunların yakıt ikmali için her yıl 59.200 ton uranyuma ihtiyaç var. 2040 yılına gelindiğinde, toplam kurulu kapasite ya 354 GW’a (düşük senaryo) düşecek ya da 626 GW’a (yüksek senaryo) yükselecek. 2040 yılına kadar Uranyum talebi sırasıyla 56.640 tona düşecek veya 100.225 tona yükselecek. Rapora göre, “Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’ndeki kazanın ve elektrik piyasalarının serbestleştirilmesine doğru geçişin ardından hem kısa vadeli hem de uzun vadeli gereksinimleri projelendirmek çok daha zor” denildi.

Uranyum talebi, kurulu kapasite kullanımı ve yanmayı artıran, yakıt ikmali aralığını uzatan ve atıklardaki uranyum içeriğini azaltan teknolojilerin geliştirilmesi gibi faktörlerden de etkilenecek.

Uranyum stoklarının envanteri bir diğer önemli faktör. Ticari uranyum envanterlerine ilişkin kesin tahminler bulunmuyor, ancak Avrupa ve ABD’de azaldığı biliniyor. Raporda, “Amerika Birleşik Devletleri’nde, 1 Ocak 2019 itibarıyla, toplam ticari stoklar (kamu hizmetleri ve üretici stokları) 2017 yılındaki 54.488 tU’luk envanterden %8 düşüşle 50.200 tU’ya geriledi (EIA, 2019)… Avrupa Birliği’nde 2019 yılı sonunda kamu hizmetleri tarafından tutulan uranyum envanterleri, ortalama üç yıllık yakıt arzı için yeterli olan 42.912 tU’dur, 2018 yılı sonundan bu yana %5’lik küçük bir düşüş ve 2015 yılından bu yana %17’lik bir azalma meydana geldi” ifadeleri kullanıldı.

2018 yılında uranyum üretimi (Nükleer Enerji Enstitüsü / UAEA verileri)

Son olarak, uranyum talebi harcanan yakıtın yeniden üretilmesinden etkilenebilir. Bildiğiniz gibi, karışık uranyum plütonyum oksit (MOX) yakıtı içeren ilk ticari yakıt düzenekleri, 2020 yılında Beloyarsk Nükleer Santrali’nin (Rusya) BN-800 reaktörüne yüklendi. BN-800 reaktöründe geleneksel yakıtın MOX yakıtı ile değiştirilmesi 2022 yılında tamamlanacak. Yeniden üretim, başlangıç malzemesinin tekrar tekrar kullanılmasını mümkün kılıyor ve doğal uranyum talebini azaltıyor. Ancak, bu teknolojinin piyasalara olan etkisi ancak 21.yüzyılın ikinci yarısında başlayacak.

Kırmızı Kitap uzmanlarına göre, belirlenen düşük maliyetli (“Şu anda tanımlanmış kaynak temeli, 2040 yılına kadar düşük ve yüksek uranyum talebini karşılamak için fazlasıyla yeterli. Ancak bunu yapmak, kaynakları üretime dönüştürmek için zamanında yapılan yatırımlara bağlı olacaktır. Bununla birlikte, 2040 yılına kadar yüksek senaryo taleplerinin karşılanması,

Tanımlanan kaynakların hem RAR’ı, hem de henüz onaylanması gereken çıkarılmış kaynakları içerdiği açıkça belirtilmeli. RAR’ı yıllık uranyum talebine bölersek, bu kaynakların düşük durum senaryosunda yaklaşık 22 yıl, yüksek durum senaryolarında ise 12 yıl yeterli olacağını göreceğiz. Evet, başka kaynakları da düşünmeliyiz. 2018 yılında madenlerden elde edilen uranyum toplam talebin %90’ını oluşturuyordu (2017 yılında %95), ancak bu durumda bile süre uzatımı bir veya iki yılı geçmeyecek.

Ortalama bir dönem için ve aynı kaynakların kullanılmaya devam edildiği varsayıldığında bile, mevcut kaynaklar tamamen tükenene kadar endüstri 15 ila 17 yıl sürecek. Mevcut madenlerde araştırma devam ediyor ve tükenmiş rezervler belirlenen kaynaklarla değiştiriliyor. Bu nedenle toplam kaynak miktarı fazla değişmeyecek. Anahtar soru şu şekildedir: üretime yeni kaynaklar getirmek ne kadar kolay olacak? Raporun özeti, “Piyasa fiyatlarındaki düşüşle ilgili sorunlar devam ediyor ve maden gelişimindeki diğer endişeler jeopolitik faktörler, teknik zorluklar, yasal çerçeveler ve düzenleyici çerçeveleri içeriyor” diyor.

 

Fiyatlar

U3O8‘in (Triuranyum oktooksit) spot fiyatı, pound başına 29 ABD dolarını geçmezken, uzun vadeli fiyatlar pound başına 32 ABD doları ile 32.5 ABD doları arasında dengelenmiş durumda.