Bültene Abone Olun
İlgilendiğiniz bölgeyi seçin ve e-postanızı girin
Abone ol
#241Haziran 2021

AB Taksonomisinde Nükleer Yer Almıyor

içindekilere geri dön

Geçtiğimiz mart ve nisan aylarında nükleer enerjinin AB Taksonomisine dâhil edilmesi ve bunun sonucunda mali kurumların fayda görmesi için yürütülen çabalara devam edildi.

AB Taksonomisi ekonomik bir faaliyetin çevresel hedeflere önemli oranda katkı sağlayıp sağlamadığını değerlendiren düzenleyici bir belgedir. Bu kriterler şirketler, yatırımcılar ve mali piyasa katılımcıları için hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir olarak değerlendirilebileceğine ilişkin uygun tanımlar yapılmasına yardımcı olur.

Nükleer enerji diğer enerji türlerinden daha zararlı değil

Avrupa Komisyonu’nun amacı nükleer enerjinin sürdürülebilirlik derecesini değerlendirmek ve AB Taksonomisine dâhil edilmesi konusunda bir karara varmak. Sürdürülebilirlik değerlendirmesinin tarafsızlığını sağlamak için Ortak Araştırma Merkezi (JRC- Avrupa Komisyonu’nun nükleer dâhil birçok sahada geniş bilgiye sahip uzmanlardan oluşan havuzu) AB Taksonomisinde şart koşulan ‘önemli zarar vermeme’ (DNSH) ilkesine uygun olarak nükleer enerjiyi teknik açıdan değerlendirdi.

Mart ayında yayınlanan değerlendirme raporu iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde nükleer enerjinin çeşitli yaşam döngüsü evrelerine karşılık gelen çevresel etkilerin incelenmesi ve kömür, petrol, gaz ve yenilenebilir (hidroelektrik dâhil) kaynaklar gibi diğer elektrik üretim teknolojilerinin çevresel etkileriyle karşılaştırması yer alıyor. İkinci bölümde ise yüksek seviyeli radyoaktif atıkların ve harcanan nükleer yakıtların imhası üzerinde durularak radyoaktif atık yönetiminin son teknolojisi ve «önemli zarar vermeme» (DNSH) yönlerine odaklanılıyor.

Rapordan elde edilen temel çıkarımlar nükleer enerjinin diğer enerji kaynakları kadar güvenli olduğunu gösteriyor:

Analizlerde nükleer enerjinin insan sağlığına ya da çevreye, taksonomide iklim değişikliğini azaltmayı destekleyici faaliyetler arasında yer alan diğer elektrik üretim teknolojilerinden daha fazla zarar verdiğine dair bilime dayalı hiçbir delil yer almıyor.

Çeşitli elektrik üretim teknolojilerinin (örn. petrol, gaz, yenilenebilir enerji ve nükleer enerji gibi) insan sağlığına ve çevreye etkilerine dair yakın zamanlı Yaşam Döngüsü Analizleri (LCA) temel alınarak yapılan karşılaştırmada, nükleer enerjinin radyolojik olmayan etkiler açısından büyük ölçüde hidroelektrik ve diğer yenilenebilir enerjilere yakın olduğu görülüyor.

İlgili analizlerde nükleer enerjinin olası zararlı etkilerinin ortaya çıkmasının önlenmesi ya da bunların sonuçlarının hafifletilmesine yönelik uygun önlemlerin mevcut teknolojiler kullanılarak makul maliyetlerle alınabileceği de belirtilmiş.

Benzer şekilde, karbon yakalama ve ayırma (CCS) teknolojisi atıkların jeolojik tesislerde uzun vadeli bertarafına dayanmakta olup bu özelliğiyle olumlu değerlendirilerek taksonomiye dâhil edilmişti. Dolayısıyla, Taksonomi Uzman Grubu karbondioksitin jeolojik tesislerde güvenli ve uzun vadeli bertarafına dair zorlukların uygun biçimde yönetilebileceğini düşünüyor ki bu zorluklar yüksek seviyeli radyoaktif atıkların bertarafının getirdiği zorluklarla benzer özellikte. Hem karbondioksitin depolanması hem de radyoaktif atığın yönetimi için halihazırda uygulanan gelişmiş bir düzenleyici çerçeve var (bkz. Ek 1). Pratikte ise karbondioksit ya da radyoaktif atıklar için henüz jeolojik bertaraf yöntemi kullanılmıyor.

Dahası, JRC uzmanları çevresel açıdan önemli belirli parametreler söz konusu olduğunda nükleer enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla benzer olduğu ve hatta onlardan daha iyi performans gösterdiği sonucuna vardı:

Nükleer enerjinin NOx (nitröz oksit), SO2 (sülfür dioksit), PM (parçacıklı madde) ve NMVOC (metal olmayan uçucu organik bileşik) emisyonları çok düşük. Bu değerler güneş santrallerinin ve rüzgâr enerjisi zincirlerinin karşılık gelen emisyonlarıyla benzer ya da daha iyi seviyede;

Asitleştirme ve ötrofikasyon potansiyelleri açısından, nükleer enerji yine güneş ve rüzgârla benzer ya da daha iyi durumda;

Aynı durum, tatlı su ve deniz eko-toksisitesi, ozon tükenmesi ve POCP (fotokimyasal oksidan oluşturma potansiyeli) için de geçerli;

Nükleer enerji üretimi için kullanılan alan büyüklüğü, eşdeğer kapasitedeki bir doğal gaz kaynaklı enerji santralininkiyle yaklaşık olarak aynı ama rüzgâr ya da güneş santraline göre çok daha az.

Eylem ve tepki

Nükleer enerji lehinde varılan bu sonuçlara tepkiler çok geçmeden geldi. JRC raporunda sunulan tüm delillere, şemalara, tablolara ve diğer tarafsız verilere rağmen Greenpeace, JRC uzmanlarının yanlı tutum sergilediğinden şüphe edecek kadar alçaldı. Çevre örgütünün konuya ilişkin yazılı açıklamasında: “JRC’nin Euratom Antlaşmasıyla yapısal bağlantıları, nükleer sanayiyle ilişkileri ve JRC üyelerinin nükleer enerji hakkında bildirdikleri görüşler JRC’nin nükleer enerjinin sürdürülebilirliğini tarafsız olarak değerlendirebileceği konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Avrupa Komisyonu bu çalışmayı tarafsız bir yapıya emanet edip ve sivil toplumu da sürece dâhil etmeliydi.” ifadeleri yer aldı.

Bununla beraber, tüm STK’lar Greenpeace ile aynı görüşte değil. Mart ayının sonlarında farklı ülkelerden (Danimarka, Fransa, Polonya, İsviçre vb.) 26 STK Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e imzalı bir mektup gönderdi. Mektupta “Bilimsel değerlendirmeler, nükleer enerjinin [doğadaki] bu bozulmaların sebepleriyle ve yarattığı zorluklarla mücadele etmek için gerekli olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Buna rağmen, Avrupa Komisyonu’nun bu düşük karbonlu ve talep edildiğinde temin edilebilen enerji kaynağını sınırlı bir şekilde tanıması en iyi ihtimalle bir paradokstur ve kesinlikle amaca zarar veriyor.” denildi.

Mektupta ayrıca “Nükleer enerjiyi uygun şekilde dâhil etmezsek Avrupa Birliği üyeleri olarak ekonomimizi karbondan arındırmak ve dolayısıyla iklimi ve nüfusu muhafaza etmek için açıkça yetersiz olan bir stratejiyi desteklemenin getirdiği sorumluluğu üstlenmemiz gerekecek.” ifadesine yer verildi.

Gönderilen yazıda ‘birkaç Üye Ülke tarafından alınan bazı kararların mantıksızlığı’ vurgusu da yapıldı. Bahsi geçen bu üyeler nükleer enerjinin dogmatik karşıtları olan Almanya ve Avusturya gibi görünüyor. Alman medyasında nisan ayının son iki haftasında nükleer karşıtı haberler çıktı.  Yine başka haberlerde Almanya’nın diğer bir büyük üye ülke olan ama nükleer üretimi savunan Fransa’ya olan muhalefetine değinildi.

Fransa nükleer enerjinin AB Taksonomine dâhil edilmesinde ısrarcı. Siyasetçiler, enerji şirketleri ve hatta enerji endüstrisi sendikaları bile bu görüşte. Fransa Ekonomi ve Finans Bakanı Bruno Le Maire “Nükleer enerjinin AB Taksonomisine dâhil edilmesini istiyoruz ve bunun için büyük bir kararlılıkla mücadele edeceğiz.” şeklinde demeç verdi.

Sendikalar Birliği tarafından yapılan bir açıklamada ise «Fransa’da elektrik ve doğal gaz endüstrisini temsil eden FNME-CGT, CFE CGC Énergies, FCE-CFDT ve FO Énergie et Mines Sendikaları Birliği, Avrupa Komisyonu Başkanına gönderdiği dilekçede, nükleer enerjinin AB Taksonomisine dâhil edilmesi ve Avrupa Birliği’nin Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen Avrupa Yeşil Anlaşmasının ana hedefi doğrultusunda 2050’ye kadar karbon nötr hale gelmesine yardımcı olacak ana varlıklarının birinden mahrum edilmemesi talebinde bulunmuştur.” ifadelerine yer verildi:

Nükleer enerjinin AB Taksonomisine dâhil edilmesi yalnızca elektriğinin yüzde 70’ini nükleer enerjiden elde eden Fransa için değil, Orta Avrupa için de önemli. Yedi Orta Avrupa ülkesinin (Fransa, Slovakya, Slovenya, Romanya, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti) liderleri tarafından Avrupa Komisyonu’na gönderilen açık mektupta nükleer enerjinin sosyal ve ekonomik önemi hatırlatılarak “[Nükleer enerji] Düşük emisyonlu baz yükü kaynağı olarak yenilenebilir enerjinin çok daha yaygın ve yüksek seviyelerde kullanılmasını ve devamlılığını garanti ediyor. Nükleer enerjinin aynı zamanda, uygun fiyatlı ve düşük karbonlu bir hidrojen kaynağı olarak gelecek vadettiği de görülüyor ve enerji sektörü entegrasyonunda önemli bir rol oynayabilir. Aynı zamanda, kayda değer sayıda sürekli ve kaliteli iş imkânı da sunuyor ki bu, COVID sonrası yaşanan ekonomik durgunlukta çok önemli olacak.” ifadeleri yer aldı.  Farklı enerji türlerinin elektrik üretimindeki payını belirleme haklarının ‘nükleer enerjiyi gittikçe daha fazla politikadan dışlayan AB politika oluşturma kurumlarınca ileri düzeyde sınırlandırıldığına’ ilişkin endişelerini de ifade eden liderler mektubu şöyle tamamladı:

Son olarak, tüm Üye Ülkeler enerji politikası tercihlerini Euratom Antlaşması dâhil olmak üzere AB yasalarına tam olarak uygun şekilde yapıyor. Bu,  nükleer enerjinin AB iklim ve enerji politikalarından ve teşviklerinden dışlanmaması ve gerçek anlamda eşit rekabet koşulları sağlanmasına yönelik acil çağrımızın diğer bir sebebi olup AB ülkelerinin yarısının Euratom çerçevesinin öngördüğü en sıkı güvenlik standartları doğrultusunda nükleer enerji kullandığını veya geliştirdiğini, bunun da AB’nin düşük karbonlu üretiminin neredeyse yarısını sağladığını unutmamalıyız.

Avrupa Komisyonu nükleer enerjiyi AB Taksonomisine dâhil etmeye ilişkin kararını bugüne kadar erteledi. Konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada “Komisyon bu tamamlayıcı Kanun Hükmündeki Kararı 2021 yazında yapılması beklenen inceleme sürecinin tamamlanmasının ardından mümkün olan en kısa sürede alacaktır.” denildi.

Nükleer santraller için sürdürülebilir finansman

Rusya Avrupa Birliği üyesi olmadığından AB Taksonomisi görüşmelerine resmi olarak katılamıyor. Rosatom, oluşturulan prosedüre uygun olarak uzmanların çevrimiçi inceleyip yorumlamasına açılan taslak taksonominin ve Kanun Hükmündeki Kararnamenin açık görüşmelerine katıldı.

Avrupa nükleer enerjinin ‘yeşil’ yatırımlar için yeterince sürdürülebilir olup olmadığı tartışmasıyla meşgulken Rusya kendi taksonomisi üzerinde çalışıyor. Rusya’nın devlet kalkınma şirketi VEB.RF tarafından hazırlanan taslak mart ayının ortalarında Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanlığı’nda tartışıldı. AB Taksonomisinden farklı olarak, Rusya’da hazırlanan belgede nükleer enerji en başından beri sürdürülebilir bir sektör olarak değerlendiriliyor.

Dahası, Rosatom iki adet sürdürülebilirlik kredisi aldı. Mart ayının başlarında Sovcombank, Rosatom bünyesinde yer alan ve Akkuyu NGS inşaat projesinin sahibi olan Akkuyu Nükleer A.Ş.’ye 200 ve 100 milyon dolarlık iki kredi verdi. Her iki kredi de sürdürülebilirlikle bağlantılı. Yani, gerçek faiz oranı borçlananın sürdürülebilir kalkınma taahhütlerini yerine getirmesine bağlı olacak. Şirket nisan ayında da Otkritie Bank ile yedi yıllığına 500 milyon dolarlık bir başka sürdürülebilirlik kredisi anlaşması imzaladı.

Rosatom’un Sürdürülebilir Kalkınma Departmanı Direktörü Polina Lion konuyla ilgili olarak “Akkuyu Nükleer’e verilen bu krediler Türkiye’deki bir projeyi finanse etmek için kullanılacağından benzeri görülmemiş bir uluslararası öneme sahip olduğu kesinlikle düşünülebilir.” yorumunda bulundu.