Bültene Abone Olun
İlgilendiğiniz bölgeyi seçin ve e-postanızı girin
Abone ol
#242Haziran 2021

Metal Arzında Düşüş Bekleniyor

içindekilere geri dön

Enerji dönüşümü ve temiz enerji teknolojilerinin uygulanmaya başlaması metallere olan talebi canlandırıyor. Raporda alıntılanan bazı rakamlara göre, “tipik bir elektrikli araba geleneksel bir arabanın mineral girdilerinin altı katına ihtiyaç duyuyor ve bir kara rüzgâr santralinin mineral kaynağı ihtiyacı da doğalgazla çalışan bir güç santraline göre dokuz kat daha fazla.” Rapora göre yenilenebilir enerji sanayi, özellikle elektrik şebekeleri, enerji depolama sistemleri ve elektrikli taşıtlar, bakır ve nadir toprak metallere olan toplam talebin yüzde 40’ından, nikel ve kobalt talebinin yüzde 60’ından ve lityum talebinin neredeyse yüzde 90’ından sorumlu olacak.

Bununla beraber, metal arzının talebin gerisinde kalma riski olduğuna dikkat çekilen raporda “Kritik minerallere olan talepte beklenen hızlı artış çoğu durumda daha önce görülenlerin fazlasıyla üstünde olup arz açısından elde edilebilirlik ve güvenilirlik anlamında büyük soru işaretleri doğuruyor.” deniyor.

Demir cevheri hariç

Raporda metallere olan talep farklı enerji üretim türleriyle karşılaştırılıyor ama yalnızca sermaye inşaatında ve ekipman üretiminde kullanılan metaller dikkate alınıyor. İşletim sırasında gereken uranyum gibi metaller dikkate alınmıyor. Raporda “Analizimiz bir santral inşa etmeye (veya ekipman imalatına) yönelik gereksinimlere odaklanıyor.” deniliyor. 

Uzmanlar demir dışı, nadir toprak ve değerli metallerin arzını analiz etmeyi tercih etmiş. Peki, bu mantıklı mı? Raporda çelikler, alaşım metalleri ve dolayısıyla demir cevheriyle ilgili her şey bilinmeyen birtakım sebeplerle göz ardı edilmiş. Ne var ki çelik, elektrik iletim kuleleri, hidroelektrik barajlarında takviye yapıları ve elektrikli ekipman yapımında kullanılır. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’ne göre çeliğin bir rüzgâr türbininin toplam ağırlığındaki payı yüzde 71 ila 79 arasında. Yüzde 5 ila 17’lik pay ise demir ve dökme demire ait. Yani bir rüzgâr türbininde demir cevheri türevlerinin payı yüzde 96 gibi büyük bir yüzdeye varabiliyor. Bir nükleer güç santralinde de yapılarda ve ekipmanda kullanıldığından dolayı çelik ve diğer demir cevherlerinin payı aynı şekilde büyük.

Büyük ihtimalle, IEA demir arzının risk altında olduğunu düşünmüyor. Neyse ki demir cevheri dünya genelinde birçok büyük madencilik şirketi tarafından üretilip satılıyor. Fakat demir cevherinin fiyatı mineral fiyatları arasında en değişken olanlardan biri. Bu değişkenlik ve fiyat artışının arzda sıkıntıya neden olabilecek en önemli ikinci risk olduğuna dikkat çekilen raporda “Geçmişte farklı minerallerdeki arz-talep dengesi üzerindeki baskılar talebi yumuşatmaya veya ikame etmeye yönelik ilave yatırımlara ve önlemlere yol açtı. Ama bu yanıtlar gecikmeli olarak hayata geçti ve bunlara kayda değer fiyat değişkenlikleri eşlik etti. Gelecekte benzeri olaylar temiz enerjiye geçişi geciktirip maliyetleri yukarı taşıyabilir.” değerlendirmesinde bulunuldu.

I

Mart 2021’de demir cevherinin fiyatı metrik ton başına 88 dolar iken mayıs ayında 230 dolar oldu. 2020’de çıkarılan cevher miktarı 2,2 milyar ton. Çelik fiyatı da çarpıcı şekilde değişiyor. Çin’de donatı çeliği çubuğunun ton başına fiyatı bu yılın başlarında 660 dolar iken mayıs başında 865 dolara çıktı. Interfax’ta yayımlanan bir habere göre Clarksons Platou Securities konuyla ilgili olarak “Bu fiyatlar rekor seviyede yüksek. Önceki piyasa canlanma dönemlerinde ulaşılan zirveyi de aştı.” yorumunda bulundu. Sadece iki hafta sonra ise, 24 Mayıs’ta, demir cevheri fiyatlarının yüzde 20 düştüğü bildirildi. Bu düşüşün sebebi, Çin Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonunun emtia piyasasındaki tekelleşmeyle, fiyat manipülasyonlarıyla, spekülatif faaliyetlerle, yanlış bilgi yaymayla ve aşırı rezerv biriktirilmesiyle mücadele etmeyi planladığını duyurmasıydı.

Bütün bunlar, enerji sanayi açısından demir cevheri ve çelik fiyatlarının, demir dışı, değerli ve nadir toprak metallerinin fiyatlarından çok daha önemli olduğunu gösteriyor.

Nükleer enerji: güvenilir ve uygun maliyetli

IEA uzmanlarına göre, tüm teknolojiler içinde demir dışı ve nadir toprak metallerinin en fazla kullanıldığı yer, kurulu güç megavatı başına yaklaşık 16 tonla açık deniz rüzgâr türbinleri. Bu miktarın içinde en büyük paylar bakır ve çinkonun. İkinci sırada megavat başına 10 tonu aşan demir dışı ve nadir toprak metal ihtiyacıyla kara rüzgâr türbinleri yer alıyor. Güneş panelleri ise megavat başına 7 tonla üçüncü sırada. Nükleer enerji, MW başına 6 tondan az bir rakamla temiz enerji teknolojileri arasında bu metallerin en az kullanıldığı yer. Bu rakamın altında tüketim yapan yalnızca kömür ve doğalgazla çalışan güç santralleri.

Raporda belli metallerin nükleer sanayi için önemi orta ve düşük olarak değerlendirilmiş. Yalnızca hidroelektrik bu metallere nükleer güç kadar bağımlı. Diğer temiz enerji teknolojileri ise yoğun miktarda bir veya iki metale gereksinim duyuyor. Elektrikli taşıtlar ve depolama aküleri ise metali en çok kullanan grup. IEA’ya göre bu iki segment raporda dikkate alınan dokuz metalden altısına, yani bakır, kobalt, nikel, lityum, nadir toprak metalleri ve alüminyuma ciddi seviyede gereksinim duyuyor. Bu durumda da arzda ve bunun sonucunda üretimde sıkıntı yaşanma riski altı kat artıyor. 

IEA uzmanları tarafından hazırlanan Açıklanmış Politikalar Senaryosunda (STEPS) nükleer sanayinin demir dışı ve diğer metallere olan küresel talebinin yılda 10,000 tondan az artacağı tahmin ediliyor. Yani 2020’de 50,000 ton olan talep hacminin 2040’ta 2030 yılı için öngörülen tutarın da altında kalarak 60,000 tonun altına düşmesi öngörülüyor. Sürdürülebilir Kalkınma Senaryosunda (SDS) ise yıllık talebin 80,000 tonun biraz üzerinde olacağı tahmininde bulunuluyor: “SDS’ye göre, nükleer enerjinin 2031 ila 2040 yılları arasındaki yıllık ortalama mineral talebi 2020’ye kıyasla yaklaşık yüzde 60 artarak 82 kilotona ulaşacak. En büyük artış krom (yüzde 42), bakır (yüzde 28) ve nikelde (yüzde 25) olacak. 2040’taki itriyum talebi ise yaklaşık 7,7 ton ya da diğer bir ifadeyle mevcut küresel rezervlerin yaklaşık yüzde 0,0015’i olacak.” STEPS mevcut (açıklanmış) hükümet politikalarına göre oluşturulan bir senaryo. SDS ise farklı endüstrilerde temiz enerji kaynaklarına hızlı bir geçiş olacağını varsayıyor.

Rapora göre “Hidroelektrikle beraber nükleer, en düşük mineral yoğunluğuna sahip düşük karbonlu teknolojiler arasındadır. İhtiyaç duyduğu temel mineraller krom (2019’da 2190 kg/MW), bakır (1470 kg/MW), nikel (1300 kg/MW), hafniyum (0,5 kg/MW) ve itriyumdur (0,5 kg/MW) (EC JRC, 2011).

Diğer bir ifadeyle, nükleer sanayi metallere olan talepte beklenen artışı tetiklemeyecek ve dolayısıyla, fiyatlarda artışa ya da arz sıkıntılarına sebep olmayacak. 

Dahası, nükleer güç santrallerine ve ekipmana yapılan yatırımın döngüsünün uzun olması sayesinde metallere yönelik talep en azından bir yıllık dönem için kestirilebilir. Sonuç olarak, sözleşmeler önceden yapılarak arz sıkıntıları ve fiyat artışı riskini en aza indirmek mümkün. 

Dolayısıyla, IEA verileri, nükleer enerjinin arz ve fiyat dalgalanmaları açısından en güvenli temiz enerji kaynaklarından biri olduğu sonucuna varmamızı sağlıyor.

Yeşil fiyat sarmalı

Raporda temiz enerji segmentindeki üretim artışı sebebiyle  fiyat ve arz stabilitesine dair endişeler dile getirilirken madencilik şirketlerine karbon ayak izini azaltmaları yönünde çağrıda bulunuluyor. Şirketler bu durumda hem temiz enerji sanayisine hammadde tedarik edecek hem de temiz enerji tüketecek. Üretimlerini ‘daha yeşil’ hale getirdikleri zaman kendilerinden karşılamaları beklenen talebi artırmış olacaklar.

IEA raporunda varılan sonuçlardan birisi “Hızlı ve düzenli enerji dönüşümleri, talep artışına ayak uydurmak için mineral arzına yatırımda güçlü artış gerektirir. Politika belirleyiciler yeni arz projelerini teşvik etmek için çeşitli adımlar atabilir. Bunların en önemlisi enerji dönüşümü konusunda net ve güçlü işaretler vermektir.” şeklinde.

Peki, ‘mineral arzına yatırımda güçlü artış’ sağlanırsa ne olacak? Madencilik şirketleri yeni tesisler edinecek ve üretim miktarlarını artıracak. Yüksek cevher kalitesine ve kapsamlı altyapıya sahip mevcut madenlerin neredeyse tükenmesi ya da tükenmeye yakın olması sebebiyle her yeni inşaat, sermaye-yoğun proje olacağından daha fazla paraya ihtiyaçları olacak. Yeni üretim tesisleri temiz ve dolayısıyla geleneksel olanlara göre daha pahalı olacak olan artan enerji ve nakliye talebini tetikleyecek. Tüm bu ilave maliyetler yeni projelerin yatırım cazipliğiyle karşılaştırılacak ve arz ve talep yoluyla, varsa piyasanın ve emtia sözleşme fiyatlarının üzerinde doğrudan bir etkisi olacak. Yeni inşaat projeleri başlatılsa bile bunların maliyeti daha yüksek olacak. Ayrıca, fiyatların düşük olduğu dönemde ayakta kalabilecek proje sayısı azalacağından metallerin eşik fiyatları, arz yetersizliğini ve yeni fiyat artışını önlemek için yükselecek. 

Metal fiyatlarındaki artış, temiz enerji üretimi dâhil tüm metal yoğun endüstrilerde maliyeti artırır ve bunun sonucunda, metal ve madencilik sanayisinde üretim maliyetleri artar. Ardından, bu enflasyon sarmalı yeniden yaşanır. Bu ise ‘siyah kuğu’ adı verilen ve imkânsız gibi görülmesine rağmen meydana gelen olaylardan ya da kestirilmesi zor, beklenmeyen ve dolaylı olayları dikkate almayan ılımlı bir senaryo. Son yıllarda madencilik şirketlerinin fiyatlarını, arzlarını ve planlarını etkileyen faktörlerden bazıları şöyle sıralanabilir: uzun süren mali kriz, maden grevleri, darbeler, koronavirüs pandemisi, gümrük düzenlemeleri ve tekel karşıtı düzenlemeler, daha önce işletilmesi elverişli olmayan maden yataklarını işlenmeye elverişli seçenekler hale getiren daha uygun maliyetli madencilik ve maden çıkarma teknolojilerinin kullanılması. Ve elbette bu liste arza yönelik düşük karbon gereksinimleri olmadan eksik kalır.

Bütün bunların sonucunda ise fiyatlarda keskin artışlar ve düşüşler görülür. Buna iyi bir örnek 2020’de ton başına fiyatı 4750 doların altına düşüp sonra da 7880 doların üstüne fırlayan bakır. Bakırın bu yılki ton başına fiyatı ise 10400 dolara dayanmış durumda.

Bu açıdan, nükleer enerji ideal bir stabilite örneği; çünkü madencilik şirketleri dâhil tüketicilere bir güç ünitesinin tüm hizmet ömrü boyunca sabit fiyatlama garantisi verilebilir ki şu an bu hizmet ömrünün yüz yıla çıkabileceğine inanılıyor. Bu süre, mevcut demir dışı ve nadir toprak metal yataklarının çoğunluğunun geliştirilme süresinden fazla. Bunun yanında, nükleer güç santralleri, tropikten arktike kadar her türlü iklimde işletilebildiğinden hava durumu veya öngörülemeyen iklim değişikliklerinden etkilenmeden güvenilir bir elektrik tedariki garanti eder. 

Yani nükleer enerji, metallerin fiyatını yukarıya çekmeden madencilik faaliyetlerini destekleyebilir. Bu sayede, gücünü nükleer güç santrallerinden alan madenlerde on yıllar boyunca, hatta bir asra uzanan bir sürede elektrik maliyeti değişmeden kalır. 

Rusya’da nükleer ile madencilik arasında bu tarz bir simbiyotik ilişkiye dair örnekler var. Haziran ayının başlarında büyük bir bakır ve altın yatağı olan Peschanka ile daha küçük bir altın kaynağı olan Kekura’yı Chukotka Otonom Bölgesinin Bilibino şehrindeki nükleer güç santraline bağlayan bir güç iletim hattı oluşturuldu. Santralden elde edilen elektrik Peschanka’daki Baimsky GOK madencilik ve işleme tesisinin inşaatı için gerekli. Peschanka’nın Kazakistan’daki sahibi KAZ Minerals ile Rosatom arasındaki işbirliği devam edecek gibi duruyor. Zira, taraflar Baimsky GOK için RITM-200 nükleer reaktörlerini içeren birkaç yüzer güç santrali inşa etme konusunu değerlendiriyor. 

Ilımlı düzenleme

IEA analistleri ulusal hükümetleri metal fiyatlarında artışı ve arz yetersizliğini önlemek için harekete geçmeye davet ediyor: “Farklı mineraller için arz zincirlerinin toparlanma kabiliyetini geliştirmek, potansiyel arz sıkıntılarına müdahale becerisi  geliştirmek ve piyasa şeffaflığını artırmak için politika oluşturucular çeşitli önlemler araştırmalıdır. Bu önlemler arasında düzenli piyasa değerlendirmeleri ve stres testleri ile bazı durumlarda isteğe bağlı stratejik stoklama yer alabilir.” Ancak, hükümetlerin elinde çok fazla fiyat mekanizması yok. Ticari metal piyasası ise çok büyük ve uluslararası öneme sahip bir piyasa. Hükümetin tek bir büyük bakır, alüminyum ya da nikel üreticisine karşı çıkardığı yönetmelik veya yaptırım bile pek çok piyasa oyuncusunu etkileyecektir. Bu durumda da piyasa, durumu iyileştirmek için, düzenleme dâhil bir mekanizma arayışına girecektir. 

Çin’deki uygulamanın gösterdiği üzere, hükümetin piyasadaki spekülatif faaliyetleri cezalandırma tehdidi fiyatları rahatlatabiliyor. Öte yandan, ulusal rezervlere yönelik satınalmaların etkisi ise sınırlı düzeyde kalıyor. Dünyanın en büyük ekonomisine sahip ABD’de bile 2022 bütçesinde Trump yönetimi tarafından yerel üreticileri desteklemek amacıyla oluşturulan ulusal uranyum rezervi için Amerikan uranyum şirketlerinden uranyum almak üzere para tahsis edilmedi. Ayrıca, hiçbir hükümet fonu hacimli miktarda bakır ya da alüminyum rezervi almak için yeterli değil.

IEA uzmanları tarafından önerilen diğer bir uygulama da jeolojik etüt ve maden arama çalışmalarının desteklenmesi. Rapora göre “Kaynak sahibi hükümetler ulusal jeolojik etütleri takviye ederek, tedarik sürelerini kısaltmak için izin prosedürlerini kolaylaştırarak, projelerin riskini ortadan kaldırmak için mali destek sağlayarak ve söz konusu projelerin enerji sektörünün dönüşümünde sağladığı katkıya ilişkin kamu farkındalığını artırarak yeni projelerin geliştirilmesini destekleyebilir.” Hiç şüphe yok ki bu önlemler faydalı ve önemli; ama madencilik şirketlerinin paralarının büyük kısmını harcadığı yer etüt çalışmaları değil maden inşası. Bu yüzden, hükümetlerin madencilik şirketlerine desteğinden bahsedilecekse öncelikle yolların ortak finansmanı aracılığıyla altyapı geliştirme, elektrik iletim hatları ve trafolar, madencilik şirketlerine elektrik sübvansiyonları ve yeni üretim kapasitesinin ortak finansmanı hakkında konuşmak gerek. Bunlar Rus hükümeti tarafından dikkate alınan destek mekanizmaları. Bu tür bir desteğin verileceği firmalardan biri yukarıda bahsedilen Baimsky GOK olabilir.