Bültene Abone Olun
Abone ol
#252Nisan 2022

2022 Başlarında Küresel Nükleer Yakıt Arzı

içindekilere geri dön

Kurumsal yıllık raporlar genellikle mart sonu ila nisan sonuna kadar yayımlanır. 2021’de uranyum piyasa performansını değerlendirmeyi planlamış olsak da küresel belirsizlik nedeniyle nükleer yakıt arzıyla ilgili bir makale sunmanın daha uygun olacağı kanısına vardık.

Bu yazı nisanın ilk yarısında kaleme alındığı için yazıda son gelişmeler yer almıyor.

Tedarikte aksamalar

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı özel askeri operasyon nedeniyle ABD, İngiltere, AB ve Japonya, başta iş adamları ve politikacılar olmak üzere Rus iş hayatını etkileyen birçok yaptırım paketini kabul etti.

Bunların sonucu olarak büyük tedarik aksamaları meydana geldi, bu aksamaların her biri AB, İngiltere, ABD ve Japonya’nın şu ya da bu şekilde uyguladığı yasaklardan kaynakladı. Söz konusu durum, enerji, nakliye, taşımacılık ücretleri, vb. fiyatlarındaki artışla sonuçlandı.

Durumdan en fazla etkilenen, Rusya enerji piyasasının her alanında yüksek profilli bir aktör olan AB’ydi.  Rusya, Avrupa enerji ithalatında kömürün %70’ini (Brüksel merkezli ekonomik düşünce kuruluşu Bruegel’in verilerine göre), gazın %45’ini ve petrolün %34’ünü (her ikisi de Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre) oluşturuyor. Rusya, ev ısıtması ve termik santraller için giderek daha sık kullanılan odun paletlerinin teslimatında da paya sahip.

Nükleer yakıta herhangi bir yaptırım uygulanmadı. Uranyum, 8 Mart’ta açıklanan ve ardından ABD Başkanı Joe Biden tarafından uygulanan enerji ithalatı yasağının dışında tutuldu. Bununla beraber, ABD ve AB’de en üst siyasi düzeyde Rusya’dan ithalatın yasaklanması yönünde giderek artan çağrılar yapıldı. The New York Times 1 Nisan’da, Wyoming Senatörü Cumhuriyetçi John Barrasso, Mart ayında Rus uranyum ithalatını yasaklayan bir yasa tasarısı sundu ve geçen hafta Meclis’e buna denk iki partili bir yasa tasarısı verildi şeklinde bir makale yayımladı. 7 Nisan’da Avrupa Parlamentosu, Rusya’dan nükleer yakıt dahil tüm enerji ithalatına ambargo çağrısında bulunan bir kararı kabul etti.

Nükleer yakıt üretimi, uranyum madenciliği, dönüştürme, zenginleştirme ve fabrikasyon gibi birkaç ana aşamadan oluşuyor. Rusya bu alanların her birinde güçlü bir konuma sahip.

Madencilik

2020 itibariyle (son veriler), Rusya küresel uranyum üretiminde (%6 ya da 2.846 ton) nispeten küçük bir paya sahipti. Diğer %9’luk pay (4,276 ton) ise dünyanın en büyük üreticisi Kazatomprom ile ortak, Kazakistan’da uranyum madencilik lisanslarına sahip olan Rosatom’un bünyesindeki Uranium One tarafından üretiliyor. Bu noktada, Rosatom şirketleri küresel üretimin yaklaşık %15’ini oluşturuyor. Ancak bu oran büyük değil. Rusya’dan gelen uranyum, ABD nükleer santrallerinden gelen toplam talebin yaklaşık %20’sini oluşturduğundan, uranyum arzının güvenliği konusunda en çok endişelenen ülke ABD.

Amerikalı tüketicilerin, Rusya’dan ithal edilen yerine uranyum satın alma konusunda birkaç seçeneği bulunuyor. İlk seçenek, dünyanın en büyük uranyum üreticilerinden biri olan ve Cameco’ya ev sahipliği yapan Kanada. Şubat 2022’de şirket, “McArthur River ve Key Lake’i bakım ve onarımdan geçirerek, 2024 yılına kadar yıllık lisanslı kapasitesini 15 milyon pounda (%100 baz), yıllık planlı lisanslı kapasitesinin %40 altına indirme ve Puro Gölü’nde (Cigar Lake) 2024’te yıllık lisanslı kapasitesini yüzde 25’in altına çekerek 13,5 milyon pounda (%100 bazında) azaltma planını açıkladı. Bu duyuru iş hayatımızda büyük bir gelişme yarattı” ifadesini kullandı.

Nisan 2022’de şirket, 2021 yılına ait raporunu yayınladı ve uranyumun alışı 11 ila 13 milyon lbs. satışı 23 ila 25 milyon lbs. olmak üzere 2022 için 11 milyon lbsye kadar üretim planlarını açıkladı. Bu, Cameco’nun payının 2021’e (6,1 milyon lbs.) kıyasla neredeyse iki katına çıkacağı ancak satışların sabit kalacağı anlamına geliyor – 2021’de 24,3 milyon lbs.de neredeyse hiç değişiklik olmadı. Kanada’da Cameco dışında başka bir uranyum madenciliği şirketi bulunmuyor.

Avustralya, bir başka önemli uranyum üreticisi olma özelliği taşıyor. Dünya Nükleer Birliği’ne (WNA) göre Avustralya, Olympic Dam, Four Miles ve Ranger olmak üzere işletim halinde üç büyük madene sahip. Ancak Ocak 2021’de Ranger madeninde işletme operasyonları durduruldu. Olympic Dam’de çıkarılan uranyum, ana yerel ürün olan bakırın bir yan ürünü olduğundan, uranyum üretimindeki herhangi bir artış, doğrudan toplam üretim artışına bağlı. Olympic Dam’in 31 Aralık 2021’de sona eren altı aylık performansına ilişkin açıklama yapan BHP CEO’su Mike Henry, “Söyleyebileceğim tek şey, Olympic Dam’da sahip olduğumuz herhangi bir büyüme hedefimizin, temel işler iyi gitmedikçe gerçekleşemeyeceğidir… Önümüzdeki birkaç yıl içinde tüm bunları bakırda bizim için yüksek getirili bir büyüme fırsatına dönüştürebilir miyiz ona bakacağız. Tabii ki, daha yüksek uranyum fiyatlarının olumlu rüzgarına kapılırsak bunun yardımı olacaktır ancak muhtemelen şimdilik bu kadarını yapabiliyoruz” dedi.

Bu, kulağa üretimi artırma planları gibi gelmiyor öyle değil mi? WNA’ya göre 2020’de Olympics Dam madeninin işletmecisi olan BHP, 3,611 ton uranyum üretti. İşletmenin 2021 yılına ilişkin yıllık raporu (30 Haziran 2021’de tamamlandı), şirketin bir önceki yıla göre (3,678 ton) 3,267 ton U3O8 (triuranyum oktaoksit) elde ettiğini ortaya koyuyor, bu da üretimde %11’lik azalmaya işaret ediyor.

Üçüncü üretici, halihazırda, ABD merkezli General Atomics’e ait olan Four Mile madeni. Bu şirket, nükleer teknoloji projeleri ve savunma sözleşmeleri yapıyor. Son altı yıldaki üretime ilişkin WNA verileri dışında, madenin performansı hakkında kamuya açık bilgi bulunmuyor. 2015 yılındaki satıştan sonra üretimde keskin bir artış gerçekleşti. U3O8’in üretimi 2016’da 1,183 tondan 2020’de 2,130 tona yükseldi. Ana şirketinin özellikleri ve 15 Eylül 2021 tarihinde Avustralya, İngiltere ve ABD tarafından ilan edilen üçlü güvenlik paktı AUKUS’un nükleer denizaltıların inşasına ilişkin son açıklamaları ve hipersonik füzelerin geliştirilmesi göz önüne alındığında, Four Mile’da çıkarılan uranyumun sivil nükleer reaktör pazarında satılma olasılığının düşük olduğunu varsaymak mümkün.

Honeymoon madenindeki üretim, Uranium One’ın önce yedek statüsüne alıp ardından onu Avustralya merkezli Boss Energy’ye satmasından sonra devam etmedi. Boss Energy ayrıca şubat ayında, değerli metal aramaları konusunda Kanada’dan First Quantum Minerals ile güçlerini birleştireceğini duyurdu.

Bu etkenlerin tümü birleştiğinde, Avustralya’nın büyüyen bir uranyum tedarik kaynağı olma ihtimalinin düşük olduğu görülebilir.

Dünyanın en büyük uranyum üreticisi Kazatomprom, teorik olarak küresel arzı artırabilir ancak şirket henüz üretim planlarında değişiklik yapacağını açıklamadı.

Uranyum arzındaki son aşırı artışın bir sonucu olarak, ani alım fiyatları yükseldi. UxC’ye göre fiyat, 4 Nisan itibariyle 59,5 USD/lb iken, Nisan 2021’de ortalama alım fiyatı pound başına 28,9 USD kadar düşüktü. Fiyat artışı, öncelikle tüccarlar ve finans kurumları tarafından teşvik edildi. Uzun vadeli fiyatlar da 2021’de enflasyonist fiyat artışına bağlı olarak yükseldikleri Eylül 2021’den bu yana yaklaşık 43 USD/lb’de sabit kaldıktan sonra mart ayında artmaya başladı.

Dönüştürme

WNA’ya göre, dünya genelinde beş uranyum dönüştürme tesisi (zenginleştirilmiş uranium oksit U3O8’yi gaz halindeki uranyum heksaflorid UF6’ya dönüştüren tesisler) faaliyet gösteriyor (aşağıdaki tabloya bakınız).

Ancak tablo, Orano’nun henüz tam üretim kapasitesine ulaşmadığını gösteriyor – sürecin 2023’ten önce sona ermesi beklenmiyor. Aynı durum, General Atomics ve Honeywell ortaklığı ve ABD’deki tek dönüştürme tesisi olan ConverDyn için de geçerli. Santral, Fukuşima felaketinden sonra azalan nükleer yakıt talebi ve dönüştürme kapasitesinin yetersiz kullanılması nedeniyle Kasım 2017’de kapatıldı. 2021’de, 2023’ün başlarında yapılması planlanan tesiste üretime yeniden başlanmasına karar verildi.

Tablo, neredeyse tam kapasiteyle çalışanın yalnızca Rosatom’un dönüştürme tesisi olduğunu gösteriyor. Rosatom’un küresel pazardaki payını hesaplamak kolay, yaklaşık yüzde 38’lik bir paya sahip.

Tabloya göz atıldığında Rosatom’un payının, yerli arzlar hariç tutulsa bile, en erken 2023 yılına kadar yerini koruyabileceği görülebiliyor.

Zenginleştirme

WNA’ya göre dünyadaki beş şirket, en büyük uranium zenginleştirme kapasitesine sahip.  (bkz. tablo).

ABD’deki Urenco fabrikasının, şirketin toplam yıllık kapasitesinin 4.700 SWU’sunu (yaklaşık 16.500 SWU) oluşturduğunu belirtmekte fayda var.  Rosatom, küresel zenginleştirme pazarında %36 paya sahip ve kapasitesi şu an için yerini kouyor. Fransa ve Çin’deki zenginleştirme tesisleri kendi nükleer yakıt ihtiyaçlarını karşılıyor. Urenco, sonuçlarını doğrudan açıklamıyor. 2021 yıllık raporu, yalnızca şirketin “nükleer enerjiden tahmini 780.000 GWh elektrik üretecek kadar uranyumu zenginleştirdiğini” gösteriyor. Bu rakamı WNA tarafından önerilen bir yaklaşım formülü ile SWU’ya dönüştürdükten sonra, Urenco’nun tasarım kapasitesinin yaklaşık %70’ini oluşturan yaklaşık 13.000 SWU ürettiği varsayılabilir. Dünyanın Rusya’nın yerini alacak yedek zenginleştirme kapasitesine sahip olmadığı açık.

Peki ya yeni bir santral inşa edilirse? Energy Intelligence’ın bu sorusunu, gaz satrifüjleri üreticisi ve Urenco ile Orano arasındaki ortak girişim ETC’nin temsilcileri, “Müşterilerimizin zenginleştirme tesisleri için önemli sayıda yenileme ve optimizasyon faaliyetleri başarıyla tamamlandı; pek çoğunda d faaliyetler yürütülüyor ve ilerisi için de planlanıyor” diye yanıtladılar. Sonrasında makalenin yazarı Phil Chaffее makul bir sonuca vardı: “Yenileme ve optimizasyon açıkça yeni santrifüjler anlamına gelmiyor ve Orano ile Urenco yarın daha fazla santrifüj siparişi verse bile, ETC’nin talebi karşılamak için hızlanması zaman alacaktır.

Üretim alanı daha çeşitli ve ABD ve AB dahil en büyük nükleer yakıt tüketicileri taleplerini bağımsız olarak karşılıyor.

Sonuçlar

Önümüzdeki yıllarda Rusya, nükleer yakıt pazarının tüm önemli alanlarında vazgeçilmez bir tedarikçi olacak. Farklı medya ve danışmanlık şirketleri tarafından görüşü alınan pek çok uzman ve piyasa aktörleri bu görüşte hemfikir. Cameco’nun Kıdemli Başkan Yardımcısı ve CEO’su Grant Isaac, Scotiabank’ın bir temsilci ile yaptığı konuşmada, “Batı pazarında Rusya’nın yerini alacak yeterli kapasite yok” dedi.

Nükleer enerji sektörü en azından 2011’den bu yana yetersiz yatırım yapıyor. Piyasa ekonomisindeki karar vericiler yatırımlarda geri dönüşüm yaşanacağından emin olmadığından yeni yatırımların geleceği konusu belirsizliğini koruyor. Rosatom’un yakıtını satın almak daha uygun maliyetli olma özelliği taşıyor ve bazı durumlarda nükleer santrallerin karı için kritik öneme sahip.

Başka bir üreticiye geçme girişimleri, masrafları müşteriye ait olacak şekilde insanlara, zamana ve paraya yatırım yapmak zorunda kalınacağı anlamına gelir. Müşterinin, regülatörler tarafından da onaylanması gereken yüksek kaliteli nükleer yakıt elde etmek için üç üretim aşamasının her birinde (madencilik, dönüştürme ve zenginleştirme) bu üç kaynağın tümü için ne kadar ödemesi gerektiği merak konusu.

Slovenya’nın en büyük elektrik şirketi olan Slovenské elektrárne’in CEO’su Branislav Strýček, Dennik.sk’ya verdiği mülakatta şunları söyledi: “150 milyon avro daha yüksek bir teklif aldık (tahmini sözleşme fiyatı 700 milyon avro – RN). Ayrıca tüm yakıt geliştirme masraflarını karşılamamızı istediler. Miktar çok fazlaydı dolayısıyla Rus tedarikçiyi seçtik. Ürettikleri yakıt da gerçekten çok iyi.” Branislav Strýček’e göre, Westinghouse yakıtına geçiş, performansta birkaç puanlık bir düşüşe ve “onlarca hatta yüz milyonlarca avroluk bir kayba neden olacak. Çeşitlendirmenin bir bedeli olacağını görmek gerek.”

Durumu anlamak için gaz piyasası ve gazla çalışan elektrik santrallerinden bir örnek verilebilir. Gazla karşılaştırıldığında, nükleer yakıt güvenli bir liman gibi görünüyor ve fiyatları gazınkinden çok daha az artıyor.

Ekonomik unsurlar dikkate alındığında akla şu soru geliyor: Neden yeni tedarikçiler için yoğun bir arayışa girişilmeli? Enerji güvenliği ve tedarik güvenilirliği için mi? Bu kulağa mantıklı gelebilir ancak argümanı doğrulamak veya çürütmek için geçmişe bir göz atalım. İfadeler keyfi olabilir ancak geçmişteki olaylar gerekçeli sonuçlar için bir temel oluşturur.

Rusya veya Sovyetler Birliği nükleer enerji yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olmuş muydu? Hayır, olmadı. Tarihte bu tür başarısızlık örnekleri yok. Bununla beraber, Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ülkenin çağdaş tarihinin en zor dönemi olan 1993’te yürürlüğe giren 20 yıllık HEU-LEU sözleşmesinin şartlarını nasıl yerine getirdiğine dair bir örnek bulunuyor. Dahası Rosatom, Şubat 2022’de yaptırımların uygulanmasından sonra lojistik kesintiye uğrasa da taze nükleer yakıt tedarik etmeye devam ediyor. Çek Cumhuriyeti Şubat başında üç sevkiyat aldı. Nisan ayında Macaristan’a yakıt geldi. Çekya’ya Nisan ayının başından bu yana üç sevkiyat yapıldı.

ČEZ sözcüsü Ladislav Kříž şu ifadeleri kullandı: “Nükleer yakıt taşıyan Rus uçağı, 24 Şubat’tan sonra Rus uçaklarına kapatılan AB hava sahasına giriş için özel izin aldı. Bu, nükleer kargo ile üçüncü ve son uçuştu. Temelin NGS’nin iki yıl, Dukovany’nin ise üç yıldan uzun süre yetecek yakıtı bulunuyor.

The New Map. Energy, Climate and the Clash of Nations (Yeni Harita. Enerji, İklim ve Ulusların Çatışması) adlı kitabında Amerikalı petrol endüstrisi tarihçisi Daniel Yergin, ABD’nin Rusya ile Avrupa arasındaki siyasi yakınlaşma fikrinden rahatsızlık duyarak defalarca enerji ithalatına karşı çıktığını belirtiyor (ayrıntılar için aşağıdaki alıntıya bakınız).

Mevcut durumun 40 ve 60 yıl önce olanlarla ne kadar benzerlik taşıdığı çok dikkat çekici. Ancak şu anda yaşananlar, Rusya’dan enerji ithalatının devam ettiğini ve güvenilir olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Rosatom, güvenliğe – insanların, nükleer istasyonların ve müşterilerin güvenliğine- önem veren güvenilir bir ortak olma özelliği taşıyor.

Alıntı

“Sovyetler Birliği’nden ve bugün Rusya’dan enerji ithal etmenin siyasi riskleri konusundaki tartışmalar uzun süredir devam ediyor. 1950’lerin sonlarında ve 1960’ların başlarında Avrupa’ya yapılan Sovyet petrol ihracatındaki artış, ABD’de büyük bir paniğe neden oldu. Dönemin önde gelen petrol analisti Walter Levy, Sovyetlerin, petrolü “ulusal politikanın bir aracı olarak gördüğünü” belirtti ve “siyasi amaçlarına hizmet ettiğinde onu saklayacağı” konusunda uyardı… Washington, “Sovyet petrol saldırısı” denen şeye ısrarla karşı çıktı. Avrupalılar için bu daha çok bir iş meselesiydi… 1980’lerin başında, Reagan yönetiminin ilk yıllarında, Sovyetlerin enerji ihracatı konusunda ABD ile Avrupa arasında yeniden anlaşmazlık çıktı – bu sefer konu petrol değil, doğalgazdı… Savunma harcamalarını artıran Reagan yönetimi, Sovyetlerin kendi askeri birikimlerini finanse edecek parayı kazanmasını istemiyordu. Washington ayrıca, özellikle Almanya’da Rus gazına bağımlılığın, Moskova’nın NATO’da çatlaklar oluşturmasına yardımcı olabileceğinden ve Doğu-Batı gerilimi kötüleşirse büyük bir baskı konusu oluşturabileceğinden korkuyordu. Başkan Reagan, “ayak diretmenin” ve “parasız kalana kadar Sovyetlere yaslanmanın zamanı” demişti.