Bültene Abone Olun
Abone ol
#248Aralık 2021

Nükleerde İkisi Bir Arada: Sürdürülebilirlik ve Maliyet Verimliği

içindekilere geri dön

2021 yılı nükleer enerji için şanslı bir yıldı diyebilir miyiz? Kesinlikle kolay olmadı ancak nükleerin siyaset gündemine dönüşü bu yıl gerçekleşen önemli bir konu gibi görünüyor. Dünya, nükleerin sıfır karbon ve sürdürülebilirlik gibi iki büyük avantaja sahip bir elektrik kaynağı olduğunu kabul etti. Nükleer ayrıca iklim değişikliğiyle mücadele ve ekonomiyi geliştirmenin temel hedeflerine de hizmet ediyor.

İklim değişikliği ve karbon emisyonlarının azaltılması konusu son beş yıldır enerji gündeminin en üst sırasında yer alıyor. Ancak ABD’nin Teksas eyaleti ile Avrupa’daki soğuk hava dalgaları ve 2021 yılının soğuk Ekim ayı, enerji kaynaklarının sadece temiz değil, güvenilir ve uygun fiyatlı olması gerektiğini de gösterdi. 31 Ekim-12 Kasım’da Glasgow’da düzenlenen 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) öncesinde son 50 yılın en büyük enerji krizi patlak verdi.

Avustralya’dan kömür ithalatını “gayri resmi” biçimde durduran ve yerli kömür üretiminde de düşüş yaşayarak gaz ithalatını artıran Çin, dünyanın geri kalanında, özellikle de Avrupa’da doğal gaz arz sıkıntısına neden oldu. Bunun neticesinde de doğal gaz fiyatları fırladı. Dünya Bankası, Ekim ayında aylık ortalama gaz fiyatı milyon BTU başına 31,05 dolara, yani kabaca 1000 m³ başına 885,5 dolara yükseldiğini belirtti. Karşılaştıracak olursak, gaz fiyatları Mayıs 2020’de milyon BTU başına 1,575 dolara, yani 1000 m³ başına 45 doların da altına gerilemişti. Rüzgârın sonbaharda zayıf kalması, rüzgâr çiftliklerinin yeterli elektrik sağlamasını engelledi. Enerji şirketleri ve politikacılar tarafından dile getirilen kriz açıklamalarının ve medyadaki panik yaratan yayınların COP26’nın temel konusu haline gelmesi ise hiç şaşırtıcı değil.

Bu bağlamda nükleer enerji umut verici bir görüntü sergiledi. Enerji sektörünün kanaat önderleri, geleceğin enerji karışımının vazgeçilmez bir parçası olarak nükleerin desteklenmesi konusuna değindiler. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Dr. Fatih Birol şunları ifade etti: “Dünya, enerji fiyatlarında görülen dalgalanma açısından zor zamanlardan geçiyor. Bu piyasa dalgalanmasının istenmeyen olumlu sonuçlarından biri, insanların nükleer enerjinin değerini yeniden takdir etmesidir. Bu hepimizin dikkat etmesi gereken bir şey.” IEA’nin Enerji Görünüm Raporu ve 2050 Net-sıfır senaryosuna değinen Birol, bu rapordaki önerilerin kabul gördüğünü ve büyük ölçüde takip edildiğini vurguladı. Birol, “Bu raporda yer alan hususlardan biri bence çok yerinde. Enerji ve iklim hedeflerine ulaşmak için nükleer üretimin günümüze kıyasla iki katına çıkması gerekiyor… İklim sorunu konusunda ciddiysek, nükleer enerjinin bu soruna yönelik tamamlayıcı bir rolü var” ifadesini kullandı.

Emisyonların önlenmesi

İklim zirvesinde “Düşük Karbonlu Kalkınma Yolları: Rusya’nın Rolü ve Yaklaşımları” faaliyetinde konuşan Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, “Küresel nükleer enerji endüstrisinin tarihi, COP26 öncesi ve COP26 sonrası olarak şu andan itibaren ikiye ayrılarak, tartışmada nihayet olumlu bir sonuca varıldı. Nükleerin küresel düşük karbonlu enerji karışımında bulunması gerekip gerekmediği sorusunun yanıtı COP26’da netlik kazandı: Evet, olmalı” dedi.

Nükleer endüstri kuruluşları tarafından iklim zirvesine yönelik yayınlanan tüm materyaller, nükleer santrallerin emisyonları önlediğini vurguladı. Dünya Nükleer Derneği (WNA) raporunun önsözünde, “Bu raporda yer alan yeni analiz, nükleer reaktörlerin 1970’ten bu yana, kömür yakıtlı üretimin neden olacağı emisyona kıyasla, 72 milyar ton karbon emisyonunu önlediğini gösteriyor” ifadeleri yer alıyor. COP26’dan hemen önce UNECE, nükleer enerji endüstrisinin yaşam döngüsü boyunca en düşük miktarda, hatta rüzgâr enerjisinden bile daha az emisyona neden olduğunu gösteren bir çalışma yayınladı. Rosatom Sürdürülebilir Kalkınma Departmanı Direktörü Polina Lion de açıklamasında, “Nükleer enerji COP26’da görüldü ve duyuldu. Sadece Rus nükleer endüstrisinin temsilcileri değil, aynı zamanda uluslararası kuruluşlardan meslektaşlarımız da nükleer enerjiden küresel karbon nötrlüğü hedefine ulaşmak için önemli bir araç olarak bahsettiler” dedi.

Nükleer enerjinin yeşil statüsünü reddedenler kendilerini tuhaf durumlar içinde buldu. Nitekim, iklim zirvesini düzenleyenler nükleer şirketlerin halka açık Yeşil Bölge fuarına katılma başvurularını geri çevirirken, nükleer santrallerin zirve sırasında Glasgow için temiz elektriğin %70’ini üretmesi ise tam bir ironi oldu. Bu, Ulusal Şebeke Elektrik Sistemi Operatörü tarafından yayınlanan karbon yoğunluğu verileriyle de kanıtlandı.

Tedarik istikrarı

Nükleer enerji, enerji piyasalarındaki dalgalanan fiyatlar arasında avantajlı görünüyor. Yakıtın, yani doğal uranyumun fiyatı yüzde cinsinden küçük bir payı olduğu için, elektrik enerjisinin fiyatı on yıllar sonra tahmin edilebilir. Küresel Etki Konferansı’nda COP26 sonuçlarına yönelik yorumda bulunan Aleksey Likhachev, “Ulusal elektrik programlarına nükleer enerjiyi uzun süre önce ekleyen Çin, Hindistan, Bangladeş ve Pakistan, nükleer kapasite oluşturmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. AB Sürdürülebilirlik Taksonomisine nükleer enerjiyi dahil edip etmeyeceği konusunda çok endişeli değiller, öyle ki, nükleer santraller olmadan ulusal enerji sistemlerini hayal edemezler. Nükleer santrallerin hizmet ömrünün 60 ila 100 yıl olduğunu ve uranyum fiyatının elektrik maliyetlerinin sadece %2-3’ünü oluşturduğunu gören bu ülkeler ‘Nerede, ne zaman ve ne kadarlık bir kapasiteyi’ inşa edeceklerini tartışıyor” ifadelerini kullandı.

Dünyanın dört bir yanından COP26’ya katılan genç nükleer uzmanlar, bir nükleer istasyonun ne kadar az yakıta ihtiyaç duyduğunu ve ne kadar enerji içerdiğini açıkça gözler önüne serdi. Genç uzmanlar, iki hafta boyunca barışçıl amaçlarla kullanılan nükleeri desteklemek için çeşitli etkinlikler düzenlediler. Bu faaliyetler kapsamında gençler, bir kutu şekerli ayıcık ile dolaşıp bunları katılımcılara dağıttı ve nükleer santralin işleyişine dair temel bilgiler verdi. Genç uzmanlar, bu etkinlikte, şekerli ayıcık büyüklüğünde bir nükleer yakıt peletinin enerji yoğunluğu bakımından 1 ton kömüre eşdeğer olduğunu gösterdi. Rosatom Orta Avrupa Sorumlusu Oleg Spoyalov yaptığı açıklamada, “Bunun gibi basit karşılaştırmalar, nükleere karşı şüpheyle yaklaşanlar ve nükleer karşıtı bir duruş sergileyen insanlar üzerinde güçlü bir etkiye sahip ve onları düşünmeye sevk ediyor. Tabii ki, önümüzde hala pek çok tartışma var ve hala en uygun enerji karışımını bulmamız gerekiyor, ancak nükleer enerjinin daha genç insanlar arasında kabul gördüğü gerçeği artık kesin bir şey” dedi.

 

Odak Kayması

Farklı ülkelerdeki nükleer enerjiye yönelik tutuma bakıldığında ilginç bir tablo ile karşılaşıyoruz. Çok az ülke nükleer enerjiye aktif olarak karşı çıkıyor. Bunlardan beşi, Almanya, Avusturya, Lüksemburg, Danimarka ve Portekiz. Bu ülkelerin çevre bakanları, COP26’nın oturum aralarında bir bildiri imzalayıp yayınladılar. Yeni Zelanda da nükleer muhalifler arasında yer alıyor. Avustralya da eskiden bunlardan biriydi. Ancak, Fransa ile dizel denizaltılar için bir sözleşme imzaladıktan ve ABD’de üretilecek nükleer gemileri tercih ettikten sonra artık Avustralya’nın nükleer karşıtı bir ülke olduğu söylenemez.

İspanya gibi, enerji depolama sistemleri ile yalnızca yenilenebilir kaynaklara dayanan ve mevcut nükleer kapasitelerini aşamalı olarak sona erdiren ülkeler bulunuyor. Benzer bir stratejiyi daha önce onaylayan ve şimdi kararı yeniden gözden geçirmeye çalışan ülkeler de var. İsviçre Halk Partisi (SVP), ülkenin enerji geleceğine ilişkin bir dilekçe sundu. Belgede, “Hidroenerji ve nükleer enerji, İsviçre’de güç kaynağının güvenli desteği olarak kalmalıdır çünkü başka hiçbir enerji kaynağı kapasite, maliyet ve arz güvenilirliği açısından bunlarla rekabet etmeye yakın değildir” ifadeleri yer alıyor. Parti, İsviçre hükümetinin mevcut nükleer istasyonların hizmet ömrünü uzatmasını ve yeni kapasite inşa etmesini talep ediyor.

Bazı ülkeler bu yönde sadece ilk atımları atsalar da diğer ülke ve bölgeler nükleer teknolojiyi elektrik üretimi veya başka amaçlarla kullanıyor ve geliştirip uranyum üretiyor. 10 Avrupa ülkesi (Fransa, Romanya, Finlandiya, Slovakya, Hırvatistan, Slovenya, Bulgaristan, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti) nükleer enerjiyi destekleyen bir açık mektup bile yayınladı.

Avrupa ülkeleri, AB hükümetinin nihayetinde, nükleer enerjinin arzu edilen yeşil endüstriler ve projelerin bir listesi olan Taksonomideki yerine karar vermesini bekliyor. Taksonomi, yatırımcılar için bir kılavuz niteliğinde ve buna nükleerin dahil edilmesi, sürdürülebilirliğini gösterecek ve sermayenin sektöre akışına yeşil ışık yakacak. Nükleer enerjiye karşı çıkan argümanlardan birinin, paranın diğer endüstriler için yeterli olmayacağı olması şaşırtıcı değildir. Ancak diğer ülkelere bakacak olursak, nükleer projelere şimdiden para tahsis edildiğini görebiliriz (bkz. ek). ESG (Çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim) değerlerini benimseyen Avrupa Birliği’nin nükleere tam olarak uyduğu için Taksonomisine nükleeri dahil etmesi mantıklı ve makul olacaktır.

Son birkaç ayda açıklanan en iddialı nükleer projeler

  • Çin, önümüzdeki 15 yıl içinde 150 güç reaktörü inşa etmek için bir program açıkladı.
  • ABD, nükleer santrallerin erken devre dışı bırakılmasını önlemek için 6 milyar ABD doları yatırım yapacak. Gelişmiş bir reaktör gösterim programını finanse etmek için 2,5 milyar ABD doları daha ayrıldı. Ayrıca hidrojen üretimine 8 milyar ABD doları yatırım yapılacak. Nükleer santrallerde elektroliz yoluyla ‘yeşil’ hidrojen elde edilebileceğinden, nükleer operatörlerin bu fonların bir kısmını alması pek olası değil.
  • Fransa, yeni güç reaktörleri inşa etmek için bir program açıkladı. Küçük modüler reaktörlere 1 milyar avro ve hidrojen elektroliz tesislerinin inşasına 8 milyar avro daha yatırım yapılacak.
  • Rusya, nükleer enerjinin payını halihazırdaki %20’den %25’e çıkarmak için yeni reaktörler inşa etmeyi planlıyor. Ön tahminlere göre, bu planları karşılamak için 24 yeni güç reaktörüne ihtiyaç duyulacak.